
Şema Kimyası: Neden Sürekli Yanlış Kişilere Aşık Oluyoruz?
Biriyle tanıştığında daha ilk dakikalarda “bir şey” hissedersin. Kalbin hızlanır, enerjin değişir, aranızda açıklayamadığın bir çekim vardır. Peki, bu gerçekten “ruh eşini bulmak” mı, yoksa geçmişinin seni yönlendirdiği şema kimyası mı?
Şema Kimyası Nedir?
Şema kimyası, iki kişinin birbirinin duygusal kalıplarını “tanıdığı” için bilinçdışı bir çekim hissetmesi durumudur. Yani, biriyle aranda çekim hissetmek her zaman sağlıklı bir bağın işareti değildir — bazen sadece tanıdık acıları yeniden yaşama dürtüsüdür.
Bu süreçte şöyle düşünürüz:
“Onu daha önce tanıyor gibiyim.”
Aslında tanıyorsun — ama kişiyi değil, şemanın yeniden canlanmasını.
Şema Kavramı Nedir?
Şema, erken çocukluk döneminde şekillenen, dünyayı ve ilişkileri algılama biçimimizi belirleyen zihinsel kalıplardır. Başka bir deyişle, yaşadıkların seni “ilişkide nasıl davranacağını” bilinçsizce öğretir.
Bu yüzden şematik düşünmek, olayları geçmiş deneyimlerin süzgecinden görmektir. Kimileri için sevgi “ilgilenilmek” anlamına gelir; kimileri içinse mesafe ve ulaşılmazlık.
Şema Çekimi Nedir?
Şema çekimi, çocuklukta oluşan duygusal kalıpların yetişkinlikte partner seçimimizi etkilemesi anlamına gelir. Bizi inciten, eksik bırakan veya ihmal eden ebeveyn figürleriyle duygusal olarak “tanıdık” hissettiğimiz insanlara çekilme eğilimindeyiz.
Bu durum, beynimizin “tanıdık olan güvenlidir” sinyaliyle ilgilidir. Fakat ironik bir şekilde, şema çekimi bizi geçmişin aynı acı döngüsüne mahkûm edebilir.
İlişkilerde Duygusal Yoksunluk ve Şematik Döngü
Birçok insan, ilişkilerde duygusal yoksunluk yaşadığı halde aynı ilişki tipine geri döner. Bunun nedeni, içimizdeki “tıpkı çekimi” (yani geçmişteki duygusal döngüyü tekrar yaşama eğilimi)dir.
Bazı yaygın şemalar şunlardır:
| Şema Türü | Aşkta Görünümü | Sonuç |
| Terk edilme şeması | Partnerin ilgisizliğine aşırı duyarlılık | Sürekli kaygı ve kıskançlık |
| Kusurluluk şeması | “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesi | Değersiz hissetme, düşük özsaygı |
| Bağımlılık şeması | Partner olmadan var olamama inancı | Kısıtlayıcı ve dengesiz ilişkiler |
| Yüksek standartlar şeması | Mükemmel partner arayışı | Sürekli hayal kırıklığı |
Çiftlerle Şema Terapi Nasıl İşler?
Çiftlerle şema terapi, her iki partnerin kendi duygusal kalıplarını fark edip, birbirlerinde hangi yaraları tetiklediklerini görmelerini sağlar. Terapi sürecinde:
-
Şemalar tespit edilir.
-
Şemaları doğuran geçmiş olaylar konuşulur.
-
Partnerlerin birbirinin ihtiyacına nasıl “uğradığı” (ya da bazen göz ardı ettiği) analiz edilir.
-
Sağlıklı iletişim kalıpları geliştirilir.
Buradaki “uğrama” kelimesi, duygusal anlamda bir başkasının iç dünyasına dokunma veya temasa geçme anlamında kullanılır.
İnsanlar Birbirini Hisseder mi?
Şema psikolojiye göre evet — insanlar, karşısındakinin bilinçdışı sinyallerini duyumsar. Bu yüzden bazı insanlara hemen güven hisseder, bazılarına ise “çekimser” kalırız. Çekimser olmak, yalnızca utangaçlık değil; şemalarımızın “tehlike” algısıyla ilgilidir.
Şema Kimyası Bizi Neden Yanlış Kişilere Çeker?
Şema kimyası bizi yanlış kişilere çeker çünkü bilinçaltımız, "tanıdık acıyı" "yabancı huzura" tercih eder. Beynimiz, çözülmemiş eski meseleleri halletmek için sürekli aynı senaryoları sahnelemeye programlanmıştır. Bir şemamız (örneğin, "Duygusal Yoksunluk"), bize şunu fısıldar: "Bak, işte bu kişi senin için duygusal olarak ulaşılmaz, tıpkı çocukken hissettiğin gibi. Hadi, onu sev ve onay al, böylece o eski yaranı sonunda iyileştir."
Aile Geçmişimiz İlişkideki Seçimlerimizi Nasıl Etkiliyor?
Ailemiz, "aşk" kavramına dair ilk ve en kalıcı blueprint'ımızı (şablonumuzu) çizer. İlişkilerde neyin "normal" olduğuna dair içsel bir pusula gibidir. Bu pusula, çocukken gözlemlediğimiz her şeyle ayarlanmıştır:
-
Ebeveynlerinizin İlişki Dinamiği: Babanızın annenize karşı mesafeli olduğu bir evde büyüdüyseniz, "sevgi" ve "mesafe" kavramları zihninizde bilinçaltı düzeyde bağdaştırılmış olabilir. Bu, sizi duygusal olarak ulaşılmaz partnerlere çekmenize neden olur.
-
Size Karşı Olan Tutumları: Eleştirel bir ebeveynle büyümek, sürekli sizi eleştiren ama bir yandan da onayını aradığınız partnerler seçmenize yol açabilir. Bu, "Yetersizlik" şemanızın bir partner bulup kendini tekrarlama şeklidir.
-
Bağlanma Stiliniz: Ebeveynlerinizin size karşı tutarlı, sevgi dolu ve güven veren davranışları "Güvenli Bağlanma"yı öğretir. Tutarsız, kaygı verici veya ilgisiz davranışları ise "Kaygılı" veya "Kaçıngan" bağlanma stillerine ve bu stilleri besleyen partner arayışına iter.
Kısacası, romantik partneriniz, farkında olmadan, ebeveyninizle olan bitmemiş işlerinizi tamamlamak için sahnede olan bir aktör olabilir.
Tanıdık Hissettirdi” Demek Aslında Ne Anlama Geliyor?
"Tanıdık hissettirdi" cümlesi, ilişki literatüründeki en sinsi ve yanıltıcı ifadelerden biridir. Buradaki "tanıdık", genellikle "rahat" veya "güvenli" anlamına gelmez. Daha çok, "bilinçaltımın bu duygusal senaryoyu biliyor olması" anlamına gelir.
Bu, duygusal bir "Evet, ben bu filmi biliyorum!" anıdır. Senaryo kötü bitecek olsa da, diyalogları, sahneleri, iniş ve çıkışları bildiğiniz için bir rahatlama hissi verir. Bilinmeyen, belirsiz bir huzurdansa, bildiğiniz, tanıdık bir dramayı seçmek, bilinçaltı için daha az tehditkardır. Bu yüzden, birine "tanıdık hissettin" dediğinizde, aslında "Sen, çocukken inşa ettiğim duygusal evimin mimarisine uyuyorsun" demiş olursunuz. Ve mimarın kim olduğunu hatırlamak, kendi seçimlerinizin kontrolünü ele almanın ilk adımıdır.
“İlk Görüşte Aşk” Aslında Geçmiş Travmaların Yankısı Olabilir Mi?
Evet, "ilk görüşte aşk" çoğu zaman geçmiş travmaların yankısıdır. Bu, bir yabancının yüzünde, çözülmemiş bir çocukluk hikayenizin anahtarını görmeniz gibidir. Bu an, mantığın ve tanımanın devreye gireceği zaman olmadığı için, bilinçdışı en güçlü projeksiyonlarını yapar.
Örneğin, "kurtarıcı" rolünü oynamaya alışmış biri, korunmaya ihtiyacı varmış gibi görünen birini gördüğünde, "İşte benim görevim!" diyen bir içsel tetik yaşayabilir. Ya da terk edilme korkusu olan biri, biraz mesafeli ve "gizemli" birine baktığında, bilinçdışı hemen "Dikkat! Bu kişi seni terk edebilir. Hemen bağlan ve onu yakında tut!" alarmını verir. Bu alarm o kadar güçlü ve acil bir çekim yaratır ki, buna "aşk" adını veririz.
Terk Edilme Şeması Bizi Neden Ulaşılmaz İnsanlara İter?
Terk edilme şeması, kişiyi zor ve ulaşılmaz insanlara çeker çünkü bilinçaltının en büyük stratejisi, tanıdık acıyı, bilinmeyen huzura tercih etmektir. Bu şemaya sahip birisi, çocuklukta sevgi nesnesinin (ebeveynin) tutarsız, kayıtsız veya fiziken/duygusal olarak yok olduğu bir ortamda büyümüştür. Bu kişi için "sevgi", "ulaşılamayan bir şeyi elde etmek için verilen mücadele" ile eşanlamlı hale gelir.
Ulaşılması zor bir partner, bu eski ve bitmemiş hikayeyi tekrar sahneleme fırsatı sunar. Bilinçaltı şöyle düşünür: "Eğer bu soğuk, mesafeli, zor insanı benim için sıcak, ulaşılabilir ve sevgi dolu hale getirebilirsem, o zaman çocukken başaramadığım şeyi başarmış olurum. Bu sefer terk edilmeyeceğim." Bu, kişiyi sürekli bir "av" konumuna sokar. Partnerin her küçük sıcaklık gösterisi bir zafer, her mesafe koyuşu ise kaybetme korkusunu tetikler. Bu rollercoaster, yoğun bir bağlanma yaratır. Ne yazık ki, bu dinamik terk edilme korkusunu besler çünkü kişi, duygusal varlığını zaten istikrarsız bir temele bağlamıştır. Gerçekte çekilen, kişinin kendisi değil, o "kovalama" ve "kanıtlama" döngüsünün yarattığı yoğun duygusal ajitasyondur.
Acı Verici İlişkileri Bile Bırakmak Neden Bu Kadar Zor?
Acı verici ilişkileri bırakmanın zorluğu, bir "duygusal bağımlılık" durumudur ve bunun birkaç güçlü nedeni vardır:
-
Travma Bağı: Sürekli istikrarsızlık, ödül ve ceza döngüsü yaşayan bir ilişki, beynimizin ödül merkezlerini tıpkı bir kumar bağımlılığında olduğu gibi ele geçirir. Partnerin nadir gösterdiği sıcaklık ve sevgi, bir "ödül" olarak algılanır. Bu belirsiz ödül beklentisi, kişiyi ilişkinin içinde tutar. "Ya bu sefer?" umudu, yaşanan tüm acıyı anlamsızlaştırır.
-
Kimlik Kaybı Korkusu: Uzun süreli yıkıcı ilikilerde kişi, kendi kimliğini partnerine ve "ilişkiyi kurtarma" mücadelesine o kadar bağlamış olabilir ki, ilişki bittiğinde "Ben kimim?" sorusuyla baş başa kalır. Bu boşluk ve kimliksizlik korkusu, bilinen acıdan daha korkutucu gelir.
-
Şemaların Onaylanması: İlişki bittiğinde, terk edilme şeması "Görüyor musun? Değersizsin ve herkes seni terk eder" diye haykırır. Eleştiri şeması, "Zaten yetersizdin, bu ilişkiyi de mahvettin" mesajını verir. İlişkiyi sürdürmek, bu dayanılmaz suçluluk ve değersizlik duygularıyla yüzleşmemek için bir kaçış yoludur.
-
Yapışma (Protesto Davranışı): Terk edilme tehdidi altında, kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler yoğun bir yapışma davranışı sergiler. Bu, fiziksel olarak partneri kaybetme korkusundan çok, duygusal olarak yok olma, parçalanma korkusundan kaynaklanır. Partner, duygusal düzenleyicisi haline gelmiştir ve onsuz nasıl ayakta kalacağını bilememektedir.
Partner Seçiminde Bilinçaltımız Bizi Nasıl Yönlendiriyor?
Partner seçiminde bilinçaltımız, geçmişten gelen verilere dayanan, saniyenin kesirleri içinde çalışan bir "duygusal eşleme motoru" gibi çalışır. Yönlendirme mekanizmaları şunlardır:
-
Kimyasal Tepkiler: Bilinçaltımız, belirli bir davranış kalıbı (tutarsızlık, mesafe, eleştiri vb.) sergileyen birini algıladığında, bu tanıdık uyaran, vücudumuzda adrenalin, kortizol ve dopamin karışımı bir kimyasal tepki başlatır. Bu "kimyasal kokteyl", o yoğun "çekim" ve "tutku" hissinin kaynağıdır. Mantığımız "Kaç!" derken, bedenimiz ve duygularımız "Bu tanıdık, bu evim!" diye bağırır.
-
Projeksiyon: Bilinçaltımız, kendi içimizde çözemediğimiz, bastırdığımız veya onaylamadığımız yönlerimizi (örneğin, öfke, kırılganlık, güç) potansiyel partnere yansıtır. Onlarda bu özellikleri "hissederiz". Bu, bizi ya kendimize tamamen zıt (projeksiyonlarımızı dengeleyen) ya da bastırdığımız yönlerimizi temsil eden (bize kendimizi hatırlatan) insanlara çeker.
-
Bitmemiş İşleri Tamamlama Dürtüsü: Bilinçaltının en büyük arzularından biri, geçmişteki tamamlanmamış duygusal durumları (özellikle ebeveynlerle olanları) tamamlamak ve böylece iyileşmektir. Bu nedenle, bizi çeken insanlar, genellikle bize ebeveynimizin olumlu ya da olumsuz özelliklerini hatırlatan kişilerdir. Amaç, bu sefer oyunu "kazanmaktır".
Kısacası, bilinçaltımız partner seçerken mantık, uyumluluk veya uzun vadeli mutluluk gibi kriterleri değil; tanıdıklık, tekrarlama ve iyileşme (ancak çoğu zaman başarısız olan bir iyileşme) dürtüsünü kılavuz alır. Gerçek özgürlük, bu bilinçaltı programını fark edip, seçimlerimizin dizginlerini bilinçli zihnimize geri almaktan geçer.
Anonim olarak sorularınızı sorun, psikologlarımız ücretsiz cevaplasın.
Uzmana Sorun
