
Sosyal Medyanın Beyin, Dikkat ve Ruh Sağlığı Üzerindeki Psikolojik Etkileri
Sosyal medya, yalnızca bağlantı kurmamızı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda beynimizi farklı açılardan etkiler. Bu etkiler, zamanla davranışlarımızda ve düşünme tarzımızda değişikliklere yol açabilir. Gelin tüm bunları detaylarıyla birlikte tek tek alalım.
Dopamin ve Bağımlılık: Sosyal Medya Neden Bizi Kendine Çekiyor?
Sosyal medya uygulamaları, beynimizin “ödül sistemi” üzerinde çalışan mekanizmaları hedef alarak tasarlanmıştır. Bu sistemin merkezinde dopamin adlı nörotransmitter yer alır. Dopamin, bir tür “haz kimyasalı”dır; beğenilmek, ilgi görmek, bir mesaj almak ya da takip edilmek gibi olaylar dopamin salınımını tetikler.
Sürekli Ödül Mekanizması
Sosyal medya platformları, kullanıcıların her etkileşimde küçük dozlarda dopamin almasını sağlar. Bildirim sesi, yeni bir beğeni, yorum veya takip isteği geldiğinde beynimiz küçük bir ödül alır. Bu, bir nevi "psikolojik slot makinesi" etkisi yaratır. Ne zaman ve ne alacağınızı bilememek, bağımlılığı daha da körükler.
Alışkanlık Döngüsü Nasıl Oluşuyor?
- Tetikleyici: Can sıkıntısı, stres veya alışkanlık.
- Davranış: Sosyal medyayı açmak.
- Ödül: Beğeni, yorum, içerik tüketimi → dopamin salınımı
- Tekrar: Beyin bu döngüyü öğrenir ve pekiştirir.
Bu döngü sürekli tekrarlandığında sosyal medya bağımlılığa dönüşebilir. Birçok insan farkında olmadan günde onlarca kez telefonunu kontrol eder çünkü beyin bir "ödül beklentisi" içindedir.
Dopamin Toleransı
Tıpkı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi, zamanla aynı “etki” için daha fazla içerik tüketme ihtiyacı oluşur. Beğeni sayıları, içerik çeşitliliği ya da takipçi artışı yeterince tatmin edici gelmemeye başlar. Bu da daha fazla vakit geçirme ve potansiyel duygusal tükenmeye yol açar.
Dikkat Dağınıklığı ve Kısa Süreli Odaklanma Sorunları
Sosyal medya, bilgiye hızlı erişim sağlarken, beynimizin odaklanma yeteneği üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. Birden fazla içerik, bildirim, kısa video ve sonsuz kaydırma (infinite scroll) özelliği beynimizin derin düşünme, uzun süreli konsantrasyon ve üretkenlik becerilerini zayıflatıyor.
Beynimiz Sürekli Uyarılıyor
- Derinlemesine düşünmeyi engeller,
- Uzun süreli görevlerde sabrı azaltır,
- Sıkılma eşiğini düşürür.
Mikro Dikkat Döngüsü
Sosyal medyada geçirdiğimiz zaman genellikle birkaç saniyelik dikkat aralıklarıyla doludur. 15 saniyelik bir Reels videosu, 280 karakterlik bir tweet ya da 5 saniyede geçilen bir TikTok içeriği… Bu tür içerikler zamanla beynimizi sadece kısa ve hızlı bilgiye odaklanacak şekilde "yeniden programlar".
Sonuç?
- Uzun yazılar okuyamama,
- Aynı anda birden çok işi yapma çabası (multitasking),
- Kitap okurken sıkılma ya da düşüncelere dalma gibi belirtiler ortaya çıkar.
Bildirimler ve Odak Katili Etkisi
Her gelen bildirim, özellikle görev odaklı çalışırken odak bölünmesine yol açar. Araştırmalara göre, bir bildirimle dikkati dağılan bir kişinin tekrar derin odaklanmaya dönmesi ortalama 23 dakika sürebilir.
“Dikkatin bölünmesi, sadece zamanı değil, üretkenliği ve zihinsel enerjiyi de çalar.”
İlk Etapta Ne Yapılabilir?
- Bildirimleri kapatmak,
- Sosyal medya kullanımını belirli zaman dilimlerine sınırlamak,
- Derin çalışma (deep work) teknikleri uygulamak,
- Meditasyon ve farkındalık egzersizleriyle dikkati güçlendirmek.
FOMO (Fear of Missing Out) ve Anksiyete Üzerindeki Etkiler
FOMO, yani "bir şeyleri kaçırma korkusu", sosyal medya çağının ruhsal salgınlarından biri haline geldi. İnsanlar çevresindeki diğer insanların ne yaptığını anbean takip edebildiği için, kendi hayatlarını sürekli karşılaştırma ve "geride kalma" duygusu yaşama eğilimindeler. Bu durum, anksiyete ve stres bozukluklarında ciddi artışlara yol açabiliyor.
FOMO Nedir, Neden Olur?
FOMO, başkalarının bizden daha eğlenceli, verimli, sosyal veya başarılı bir yaşam sürdüğüne inanma hissidir. Sosyal medya, bu hissi körükler çünkü insanlar genellikle en mutlu, en başarılı ve en gösterişli anlarını paylaşır. Gerçek hayatın "filtrelenmiş" versiyonu karşımıza çıkar.
Örneğin:
- Arkadaşlarının bir etkinlikte olduğunu gören biri, orada olmamanın verdiği rahatsızlıkla mutsuz hissedebilir.
- Tatilde olan insanları gören biri, kendi yaşamını yetersiz görebilir.
Psikolojik Etkileri
- Anksiyete artışı: Sürekli olarak "kaçırıyor muyum?" hissi zihinsel yorgunluk yaratır.
- Depresif duygu durum: Kendi hayatının sıkıcı veya yetersiz olduğunu düşünme.
- Düşük özgüven: Başkalarının "başarıları" karşısında kendini yetersiz hissetme.
- Sürekli tetikte olma hali: Yeni içerikleri kaçırmamak için telefonu sık sık kontrol etme.
FOMO’yu Azaltmak İçin Neler Yapılabilir?
- Dijital detoks: Düzenli aralıklarla sosyal medyadan uzaklaşmak.
- Gerçeklik kontrolü: Paylaşımların sadece bir "vitrin" olduğunu hatırlamak.
- Minnet duygusu geliştirmek: Kendi yaşamındaki olumlu şeyleri fark etmeye odaklanmak.
- Gerçek sosyal bağlantılar kurmak: Yüz yüze ilişkiler, dijital olanlardan daha doyurucudur.
Sosyal Karşılaştırma ve Benlik Algısı
Sosyal medya, insanların hayatlarını sürekli olarak karşılaştırdığı bir "gösteri alanı" haline geldi. Bu karşılaştırmalar genellikle farkında olmadan yapılır ve zamanla bireyin benlik algısını (self-image) olumsuz etkileyebilir.
Sosyal Karşılaştırma Teorisi Nedir?
1954’te sosyal psikolog Leon Festinger’in ortaya attığı bu teoriye göre, insanlar kendilerini değerlendirmek için başkalarıyla kıyaslama yaparlar. Bu kıyaslama:
- Yukarı yönlü olabilir: (bizden daha başarılı olanlara bakmak),
- Aşağı yönlü olabilir: (bizden daha kötü durumda olanlara bakmak).
Sosyal medyada genellikle yukarı yönlü karşılaştırma hâkimdir. İnsanlar, kendi hayatlarını, başkalarının en parlak anlarıyla kıyaslar.
Filtreli Gerçeklik, Filtreli Algı
Sosyal medya içerikleri genellikle düzenlenmiş, seçilmiş ve filtrelenmiştir. Ancak beynimiz bu içerikleri bilinçli olarak filtrelenmiş görseller olarak algılamakta zorlanır. Bu da şu duygulara neden olabilir:
- “Ben neden bu kadar başarılı değilim?”
- “Neden benim ilişkilerim böyle değil?”
- “Benim hayatım niye daha sıradan görünüyor?”
Benlik Algısına Etkileri
- Kendinden memnuniyetsizlik: Fiziksel görünüm, yaşam tarzı, başarı gibi alanlarda.
- Düşük özsaygı: Kişi kendisini sürekli “yetersiz” hissetmeye başlar.
- Vücut algı bozuklukları: Özellikle ergenlerde ve genç kadınlarda, idealize edilmiş güzellik standartlarına ulaşma baskısı oluşur.
Uyku Kalitesi Üzerindeki Olumsuz Etkiler
Sosyal medyanın gece kullanımı, uyku düzeni ve kalitesi üzerinde ciddi etkiler yaratabilir. Telefonla yatağa gitmek, gözler kapanana kadar ekran kaydırmak, beynin uyumaya hazırlanma sürecini bozar ve uzun vadede hem fiziksel hem zihinsel sağlığı olumsuz etkiler.
Ekran Işığı ve Melatonin Baskılanması
Telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarından yayılan mavi ışık, uyku hormonu olan melatoninin üretimini baskılar. Melatonin, vücudun “uyku saati geldi” sinyalini vermesine yardımcı olur. Mavi ışık etkisiyle:
- Uykuya dalmak zorlaşır,
- Uykunun kalitesi düşer,
- Sabahları yorgun uyanma artar.
Zihinsel Uyarılma ve Gece Anksiyetesi
Gece yatmadan önce sosyal medya kullanımı:
- Zihni aktif tutar, sakinleşmeyi engeller,
- Duygusal içerikler (kıyaslama, olumsuz haberler, tartışmalar) uyku öncesi anksiyeteye yol açabilir,
- Beynin “dinlenme” yerine “tetikte kalma” moduna geçmesine neden olur.
Gece Uyanmaları ve Telefon Kontrolü
Bazı kişiler gece uyandığında refleks olarak telefonunu kontrol eder. Bu kısa süreli bile olsa:
- Melatonin tekrar baskılanır,
- Beyin yeniden uyarılır,
- Uyku döngüsü bölünür.
Uyku Kalitesi için Öneriler
- Yatmadan en az 1 saat önce ekran kullanımını bırakın.
- Mavi ışık filtreleri veya gece modları kullanın.
- Telefonu yatağın dışında tutun ya da gece uçak moduna alın.
- Kitap okumak, hafif meditasyon ya da nefes egzersizi gibi rahatlatıcı alışkanlıklar edinin.
“Telefonunu uyandırmadan uyanamıyorsan, uykunun sahibi sen değil, sosyal medya olabilir.”
Sosyal Medya ve Empati Yitimi
Sosyal medya, insanları birbirine daha bağlı gibi gösterse de, uzun vadede empati kurma becerimizi zayıflatabilir. Dijital iletişim, yüz yüze etkileşimin yerini aldıkça, karşımızdakinin duygularını anlama, ona karşı duyarlılık gösterme ve gerçek insani bağlar kurma yeteneğimiz zedelenmeye başlar. Sosyal medyada ise bu ipuçları neredeyse tamamen kaybolur.
Yüz Yüze İletişimin Yerini Dijital Tepkiler Aldı
- Bir arkadaşın üzgün olduğunu fark etmek yerine sadece “😢” emojisiyle tepki vermek,
- Gerçek konuşmalar yerine DM’lerdeki hızlı cevaplar,
- Derinliksiz “geçmiş olsun”, “hayırlı olsun” gibi otomatikleşmiş yorumlar...
Bu tür etkileşimler, zamanla duygusal yüzeyselliğe yol açar.
Desensitizasyon (Duyarsızlaşma) Etkisi
Sosyal medyada sıkça maruz kaldığımız:
- Şiddet görüntüleri,
- Doğal afet haberleri,
- Kayıplar ve travmalar...
...bizi bir süre sonra bu içeriklere karşı duyarsız hale getirebilir. İnsan acısına sürekli maruz kalmak, beynin bu durumlara verdiği duygusal tepkiyi baskılar. Bu da empati kurma becerimizi köreltebilir.
Trolleşme ve Dijital Linç Kültürü
Empati yitiminin en görünür sonuçlarından biri de sosyal medyada yapılan:
- Aşağılama,
- Alay,
- Topluca linç girişimleridir.
Karşısındakini bir “insan” değil, sadece bir “kullanıcı adı” gibi gören zihin, onun acısını ve etkilenme ihtimalini göz ardı eder.
Haber Tüketimi ve Bilgi Kirliliği
Sosyal medya, artık sadece kişisel paylaşımların yapıldığı bir yer değil; aynı zamanda milyonlarca insanın günlük haber kaynağı. Ancak bu durum, doğru bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmak yerine bilgi kirliliği, yanlış yönlendirme ve dijital kutuplaşma gibi ciddi sorunlara yol açıyor.
Sosyal Medyada Haber Tüketimi
Geleneksel medya kuruluşları artık içeriklerini sosyal medya üzerinden yayıyor. Bu da habere erişimi hızlandırıyor ama aynı zamanda:
- Bağlamdan kopuk bilgi sunumu,
- Başlıklarla yönlendirme (clickbait),
- Görsel ve video manipülasyonları gibi riskleri de beraberinde getiriyor.
Bilgi Kirliliği (Misinformation vs. Disinformation)
- Misinformation: Yanlış ama kasıtsız bilgi.
- Disinformation: Kasıtlı olarak yayılan, manipülasyon amaçlı bilgi.
Sosyal medya algoritmaları, etkileşim (beğeni, paylaşım, yorum) getiren içerikleri öne çıkarır. Bu da çoğu zaman duygusal ve sansasyonel içeriklerin öne çıkmasına, doğruluğun ise geri planda kalmasına neden olur.
Algoritmalar ve Onay Yanlılığı (Confirmation Bias)
Sosyal medya platformları, kullanıcıların daha önce ilgilendiği içeriklere benzer içerikler gösterir. Bu, bireyleri kendi dünya görüşleriyle uyumlu bir bilgi balonuna hapseder. Farklı görüşlere maruz kalmamak, kutuplaşma ve hoşgörü eksikliği yaratır.
Duygusal Manipülasyon ve Tükenmişlik
Sürekli olumsuz haber akışı:
- Endişe ve stres düzeyini artırır,
- “Doomscrolling” adı verilen, insanın kötü haberlere takılıp kalma davranışına yol açar,
- Haber yorgunluğu yaratır: İnsanlar, fazla haber tüketiminden dolayı duygusal olarak tükenmiş hisseder.
Sağlıklı Haber Tüketimi İçin Öneriler
- Kaynağı belli olmayan içerikleri paylaşmadan önce doğruluğunu kontrol et (örneğin: teyit.org).
- Sadece başlıklara bakıp yorum yapma, haberin içeriğini oku.
- Farklı görüşlerden kaynaklara zaman zaman göz at.
- Sosyal medya dışında güvenilir haber platformlarını da takip et.
- Belirli zamanlarda haber detoksu yap: her an haber akışında kalmak zorunda değilsin.
Nöroplastisite: Beynin Sosyal Medyaya Uyum Sağlama Süreci
Beynimiz, çevresel koşullara uyum sağlama konusunda inanılmaz bir yeteneğe sahiptir. Bu yetenek “nöroplastisite” olarak adlandırılır. Ancak bu esneklik, hem olumlu hem de olumsuz değişimlere açıktır. Sosyal medyanın yoğun ve sürekli kullanımı, beynin nasıl çalıştığını, neye odaklandığını ve neyi önceliklendirdiğini zamanla değiştirir.
Nöroplastisite Nedir?
Nöroplastisite, beynin yeni bağlantılar kurabilme, mevcut bağlantıları güçlendirme veya zayıflatma yeteneğidir. Bu, öğrenme, alışkanlık geliştirme ve davranış değişikliklerinin temelini oluşturur.
Sosyal Medya ile Beynin Yeniden Şekillenmesi
Sosyal medya kullanımı sırasında sık tekrar edilen davranışlar, beyinde yeni “yol haritaları” (sinaptik yollar) oluşturur. Örneğin:
- Sürekli bildirim kontrol etmek → dikkat dağınıklığı devrelerinin güçlenmesi
- Hızlı bilgi tüketimi → sabırsızlık ve yüzeysel okuma alışkanlığı
- Beğeni ve paylaşım arayışı → ödül sistemi devrelerinin aşırı uyarılması
Alışkanlık Devreleri Nasıl Oluşur?
- Tetikleyici: Bildirim sesi, sıkılma hissi, boş zaman.
- Davranış: Uygulama açmak, kaydırmak, içerik izlemek.
- Ödül: Dopamin salınımı, onaylanma hissi.
- Pekişme: Beyin bu davranışı tekrar etmek ister.
Bu döngü sıklaştıkça, sosyal medya kullanımı otomatikleşir. Artık düşünmeden elimiz telefona gider.
Zihin için Riskler
- Derin düşünme yetisinin körelmesi
- Anlamlı öğrenmelerin zorlaşması
- Dikkat süresinin kısalması
- Hızlı tüketim alışkanlığının kalıcı hale gelmesi
Nöroplastisiteyi Olumlu Yönde Kullanmak Mümkün mü?
Kesinlikle! Beyni yeniden eğitmek mümkündür:
- Dijital detoks ve ekran süresi azaltımı,
- Odaklanma egzersizleri (örneğin Pomodoro yöntemi),
- Fiziksel egzersiz ve kaliteli uyku, beyin sağlığı için büyük katkı sağlar,
- Kitap okuma, el işi, müzik gibi derin dikkat gerektiren alışkanlıklar nöroplastisiteyi olumlu yönde besler.
Çocuk ve Ergen Beyninde Sosyal Medyanın Etkileri
Çocuklar ve ergenler, henüz gelişim sürecindeki bir beyinle sosyal medya dünyasına adım atıyor. Bu yaş grubunda beynin özellikle ön lob bölgesi —yani karar verme, dürtü kontrolü, empati ve planlama yetileriyle ilgili alan— henüz tam olarak gelişmemiştir. Bu nedenle sosyal medya kullanımı bu grupta çok daha hassas ve derin etkiler yaratabilir.
Gelişim Sürecinde Bir Beyin
Ergenlik dönemi, beynin yapılandığı, kimliğin oluştuğu, sosyal ilişkilerin şekillendiği kritik bir dönemdir. Sosyal medya ise:
- Dış onaya bağımlılığı artırır,
- Kendilik algısını zayıflatır,
- Dijital zorbalık ve siber baskı gibi tehditleri beraberinde getirir.
Sosyal Karşılaştırma Daha Yoğun
Ergenlikteki gençler, akranlarıyla kıyaslanmaya daha açıktır. Sosyal medyada sürekli “mükemmel hayatlar” gören çocuklar:
- Kendi bedenlerini, yaşamlarını yetersiz hissedebilir,
- Benlik saygıları zarar görebilir,
- Yeme bozuklukları, kaygı bozuklukları ve depresyon riski artabilir.
Dijital Zorbalık ve Kimlik Gelişimi
Sosyal medya, çocukların sosyal çevresinde akran zorbalığını dijital bir boyuta taşıdı. “Siber zorbalık” (cyberbullying) gibi durumlar:
- Travmatik etkilere yol açabilir,
- Kendine zarar verme davranışlarına kadar gidebilir.
Ayrıca sosyal medya, çocuğun kendi kimliğini oluşturmak yerine “beğenilen bir karaktere dönüşme” çabası içine girmesine neden olabilir.
Uyku ve Dikkat Sorunları
- Gece telefonla uğraşma → uyku bozukluğu,
- Bildirimlerle uyarılan beyin → dikkat eksikliği,
- Sürekli içerik geçişi → sabırsızlık ve öğrenme güçlüğü.
Ebeveynlere ve Eğitimcilere Öneriler
- Yaşına uygun sosyal medya kullanımı ve sınırlandırmalar belirleyin.
- Ekran süresi takibi yapın, mümkünse ailece sosyal medya kuralları oluşturun.
- Çocuklarla açık iletişim kurarak onları sosyal medyada karşılaşabilecekleri konular hakkında bilinçlendirin.
- Rol model olun: Çocuklar, ebeveynlerin dijital alışkanlıklarını da kopyalar.
“Sosyal medya, çocuğun zihinsel bahçesini şekillendirir. Orada ne yetişeceğini, siz yönlendirebilirsiniz.”
Dijital Detoks ve Beyin Sağlığına Etkileri
Sosyal medya hayatımızda bu kadar yer kaplarken, zaman zaman dijital detoks yapmak yani ekranlardan ve sosyal ağlardan bilinçli şekilde uzaklaşmak, zihinsel ve duygusal dengeyi yeniden kurmak açısından son derece faydalıdır. Beynimiz, sürekli uyarılmaktan yorulur; detoks, bu yorgunluğu onarma fırsatıdır.
Dijital Detoks Nedir?
Dijital detoks, belirli bir süre boyunca dijital cihazları (özellikle sosyal medya uygulamalarını) bilinçli olarak kullanmamayı içerir. Bu süre:
- Birkaç saat,
- Bir gün,
- Bir hafta,
- Hatta belli günler için kalıcı alışkanlıklar şeklinde olabilir.
Amaç, ekran yerine gerçek yaşamla daha güçlü bağlar kurmaktır.
Beyin Sağlığına Faydaları
- Dikkat toparlanır: Sürekli bölünen dikkat yerine daha uzun süreli odak sağlanır.
- Anksiyete azalır: Bildirimlerin, karşılaştırmaların ve bilgi akışının olmaması kaygıyı hafifletir.
- Uyku kalitesi artar: Mavi ışıktan uzak kalmak melatonin üretimini destekler.
- Yaratıcılık gelişir: Beyin boş kaldığında hayal gücü ve üretkenlik artar.
- Gerçek bağlantılar güçlenir: Yüz yüze ilişkiler daha derin ve doyurucu hale gelir.
Sosyal Medyadan Uzaklaşmak Neden Zor?
- Dopamin döngüsü nedeniyle bırakmak zor gelir.
- “Kaçırma korkusu” (FOMO) devreye girer.
- Boşluk ve can sıkıntısı duygusu ortaya çıkar.
Bu etkiler, geçicidir ve düzenli dijital detoksla giderek azalır.
Dijital Detoks için Uygulanabilir Adımlar
- Telefonu gece başka bir odada bırakın.
- Sosyal medya uygulamalarını belirli saatlerle sınırlandırın.
- Bildirimleri kapatın veya sessize alın.
- Haftada 1 gün “ekransız gün” ilan edin.
- Dışarı çıkın, doğada zaman geçirin, fiziksel aktiviteye yer açın.
Sıkça Sorulan Sorular
Sosyal medya gerçekten dopamin bağımlılığı yapar mı?
Sosyal medya, beğeni, yorum ve bildirimlerle beynin ödül sistemini sık sık uyararak dopamin salınımını artırabilir; bu da alışkanlık ve bağımlılık benzeri bir döngü oluşturabilir.
Sosyal medya dikkat dağınıklığına neden oluyor mu?
Sürekli içerik geçişi, kısa videolar ve bildirimler, dikkatin sık sık bölünmesine ve uzun süreli odaklanmanın zorlaşmasına yol açabilir.
Gece telefona bakmak uykuyu gerçekten bozar mı?
Ekranlardan yayılan mavi ışık melatonini baskılayarak uykuya dalmayı zorlaştırır ve uyku kalitesini düşürebilir.
FOMO (bir şeyleri kaçırma korkusu) neden bu kadar yaygın?
Sosyal medyada başkalarının “en iyi” anlarını sürekli görmek, geri kalma ve dışlanma korkusunu tetikleyerek FOMO’yu yaygın hale getirir.
Sosyal medya özgüvenimi ve benlik algımı nasıl etkiliyor?
Filtrelenmiş, idealize edilmiş hayatları sürekli görmek, sosyal karşılaştırmayı artırarak özsaygıyı ve beden algısını olumsuz etkileyebilir.
Çocuk ve ergenler sosyal medyadan neden daha çok etkileniyor?
Gelişim sürecindeki beyin ve hassas benlik algısı nedeniyle gençler, sosyal karşılaştırma, siber zorbalık ve beğeni odaklı onay arayışından daha derin şekilde etkilenebilir.
Dijital detoks gerçekten işe yarar mı?
Ekran süresini dönemsel olarak azaltmak; dikkat toparlanması, kaygı düzeyinde azalma ve uyku kalitesinde artış gibi olumlu etkiler sağlayabilir.
Sosyal medyayı tamamen bırakmak zorunda mıyım?
Amaç çoğu zaman tamamen bırakmak değil; süreyi sınırlayarak, bildirimleri azaltarak ve bilinçli kullanım alışkanlıkları geliştirerek daha dengeli bir ilişki kurmaktır.
Kaynaklar ve Bilimsel Dayanaklar
Sosyal medya kullanımı, dopamin sistemi, dikkat, anksiyete, uyku, benlik algısı ve nöroplastisite konularında güvenilir akademik ve klinik çalışmalardan yararlanılmıştır:
-
American Psychiatric Association (APA). DSM-5-TR: Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders
-
Montag, C., & Diefenbach, S. (2018). Towards Homo Digitalis: Important Research Issues for Psychology and the Neurosciences at the Dawn of the Internet of Things and the Digital Society. Sustainability
-
Alter, A. (2017). Irresistible: The Rise of Addictive Technology and the Business of Keeping Us Hooked. Penguin Press
-
Kuss, D. J., & Griffiths, M. D. (2017). Social Networking Sites and Addiction: Ten Lessons Learned. International Journal of Environmental Research and Public Health
-
Sirois, F. M., & Pychyl, T. A. (2013). Procrastination and the Priority of Short-Term Mood Regulation. European Journal of Personality
-
Twenge, J. M., Joiner, T. E., Rogers, M. L., & Martin, G. N. (2018). Increases in Depressive Symptoms, Suicide-Related Outcomes, and Suicide Rates Among U.S. Adolescents After 2010. Clinical Psychological Science
-
FOMO: Przybylski, A. K., Murayama, K., DeHaan, C. R., & Gladwell, V. (2013). Motivational, Emotional, and Behavioral Correlates of Fear of Missing Out. Computers in Human Behavior
-
Festinger, L. (1954). A Theory of Social Comparison Processes. Human Relations
-
Cain, N., & Gradisar, M. (2010). Electronic Media Use and Sleep in School-Aged Children and Adolescents. Sleep Medicine
Anonim olarak sorularınızı sorun, psikologlarımız ücretsiz cevaplasın.
Uzmana Sorun
